 Fotoğraf: Engin Başa
Delirmenin “post”u soyulmuş “modern” zırvaları!
Beni bekleme DENİZ!
Yoktum! Yokum! Yok olacağım! Beni bekleme dedim! Yoketmeyi bile şereflice yapamayanlarca ”yokedilebilir” bulundu(m) sana yazdığım bütün sözcükler ve kusuldu(m). Yemyeşil bir safrayken nasıl gelebilir(d)im yanına?!
Ama itirafım o ki safralaşmak iyi oluyor. O keskin, o acı suda insan kendine geliyor. İlk anda boğuluyorum sanıyorsun; zaman ve uzam algısını yitiriyorsun. Yoketmeyi bile şereflice yapamayanlarca “yokedilebilir” bulunmanın iyi bir şey olduğuna düşüyorsun paldır küldür; yerçekimini unutuyorsun. Unutmak, dünyanın sana ihtiyacı olduğu yüksek algısını geliştiriyor.
[Unutmak herşeydir DENİZ. Bakma sen orada burada "unutmak kötü bir şeydir" dediğime. Örneğin; insan unuttuğu için yeniden aşık olur. Yoksa aşktan ciğerinin söküldüğünü, yüreğinin oyulduğunu unutmasaydı, bu soysuz zamanlara gelebilir miydi insan soyu?! Soysuz diyorum, –erkek ve dişinin sadece bacak arasındaki organlarla yatıp kalktığını, bacak arasındaki organlarla hayatı eylediğini düşünerek- ama belki de soylu olan budur! Yani belki de evrim tersine işliyordur. Yani belki de iyice “hayvanlaşarak”, (Bu tanımlamayı tırnak içine almamam gerekir, çünkü bu ‘öyle demek istemedim’ in işareti. Aslında öyle demek istedim! Hayvanlaşmak kötü bir şey değil. Hatta iyi bir şey. Keşke hayvanlar kadar ve gibi olabilsek! Sorun bunun böyle olmadığında diretmek. İnsan olduğunda ısrar etmek! Oysa hayvan olmak, hem kurallar koyup hem de bu kuralları yıkmak ikiyüzlülüğünün, bu kuralların içinde debelenip durma sahtekârlığının dışında olmak demek. Hayvan olmak, doğanın içinde, doğayla barışık, özgür olmak demek. Evet hayvan olmak, sadece bacak arasındaki organlarla düşünmek, bacak arasındaki organlarla eylemek demek. Mücadele ekmek kavgasıysa yoketmeyi şereflice yapmak demek. Ama gerçekten hayvansan! İnsanın hayvancası genetiği bozulmuş bir hilkat garibesi!) hatta iki ayak üzerine kalkmadan önceki zamanlara dönerek, sil baştan bir soya evrileceğiz. Dolayısıyla, soysuz olan soylu olmuş olacak!] - Zırvalayacağımı daha baştan söyledim DENİZ! Bana öyle anlamsız anlamsız bakma!
Nerede kalmıştık? Haa! Kibrin çıtasını biraz daha yükseltiyorsun ve doğruluyorsun düştüğün yerden; sessizce, kimsenin haberi olmadan. Sonra “Yokolandan” bir yerçekimi yaratıyorsun. Tak oturuyorsun modern zamanların üstüne! Gözlüyorsun. (Postunu zaten soymuşsun düşmekle, kendi kendine kalkmakla, yaralarını hep ve durmadan yalamakla... ) O çırılçıplak manzaraya bakıyorsun. O manzaranın içindeki yolların hiçbirinin bir yere çıkmadığını görüyorsun. Kibirlisin ya, gide gide bir uçuruma vardığını reddediyorsun. Pöh! Bir tür delilik!
Oysa tepende modern casus uçakları! İnsansız ve insana odaklı. Bir düğme, tık! Ne post kalıyor ne modernlik ne de insanın hayvanlaşmaktan çıkmaya uğraştığı kanlı tarihi! İlkçağ-lar, Ortaçağ-lar, Yeniçağ-lar, Bilgiçağ-ları, Marks-lar, Engels-ler, Lenin-ler, kapitalizm-ler, faşizm-ler, emperyalizm-ler, sosyalizm-ler, komünizm-ler, demokrasi-ler, halk-lar, sermaye-ler, emek-ler, sömürü-ler, artık değer-ler, dayanışma-lar, örgütlenme-ler, söke söke almak-lar, soğuk ve sıcak savaş-lar, küreselleşme-ler, teknoloji-ler vs. vs.-ler ve de lar-lar..
Bir tıkla bütün kavramlar/öğretiler/değerler bum! Bütün içselleştirmeler güm! Köksüz bırakmanın kökünü etniğe ve dine bağlayarak insanın birikmiş akıl kodlarıyla oynamanın zaferi! (Yenilgisi de olabileceği bilgisi kendini sezdirse de, henüz, delirmediğimi gösterecek somut işaretler yok.)
Kibirlisin ya, uçurumun dibindeki post giydiricilerin seni yavaş yavaş içine çektiğini de reddediyorsun. Özün reddediyor.
(Özüm ne mi? Tabii ki –“yaradılış” teorisine inanmadığıma göre- insanın verdiği adla hayvan! Of! Deliliğin ötesinde miyim neyim! Ötesinde neler olduğunu çok merak ediyorum aslında. Çookkk! Hani bir adım daha atsam…)
- Zırvalayacağımı daha baştan söyledim DENİZ! Bana öyle anlamsız anlamsız bakma!
Yine de ben bir tür delilik olduğunda ısrar edeyim. Öyle bir delilik ki umut alınınca ellerimizden, ama ellerimizden umut alınınca, alınınca umut ellerimizden, nasıl söylersen söyle, yakarıya durmayan yaşam çizgisi silikleşince… AŞK bitince be, ama be bitince AŞK, nasıl söylersen söyle, dilenmeye durmayan yürek atımı kendi yarığında depremleşince.. Ah be böyle gözlerine… Of be böyle dillerine yüklersin kazma küreği. Oysa, “Post modern çağın sanal evreninde, diyalogsuz kalan özne, kendi ben(ini) de tinsel bağlamda metalaştırdığı için, monolog yapma yetisini de kaybetmiştir. Suskunluğun dili hiç değildir bu. Dilsizleşmiştir insan..” (*) diyor heybesine bilimi alan. Heybesine bilimi alana saygım sonsuz. Çünkü delirmemiş henüz. Bir kenarı tüylü şapkamı da çıkarırım saygı nişanesi olarak, önünde reverans da yaparım… “Ne güzel demiş” derim. Ama bilim milim deliliğin hanesinde ve heybesinde olamaz, değil mi? O, reddettiği için ısrarla umut yapar gözlerine. İnsanlık tarihi boyunca yoğrulmuş “eski” ve “güzel” değerleri takıp onarmaya çalışır gözlerini ve dillerini. “Monolog yapma yetisini” bilmeden geliştirir. Belki de daha çok delirmek için… Geçmiş zamanlarda yoketmenin şereflicesinin yapıldığını anlatan şiirler yazar örneğin. Yazdığı şiirin hiçbir değerinin olmadığına bakmadan, çocuk bile değil cenin saflığında kalmasına aldırmadan,
aş savaşı doğurduğunda savaş aş'ı öldüreceğini bilmiyordu henüz çıkmamıştı dişleri
göğüs göğüse ve mertçe çarpışıyordu düşman siperleri görünüyordu baktığında hatlar çırılçıplak belliydi puştluk icat edilmemişti
ihtiyar bir ölmez aş icat edilen çürütülür ve gömülür ya öyle gider alır kefenini savaş
der. Kimsenin ve hiçbir şeyin bir yere gittiği yok. Kefenini de alacakmış! Puu yüzüne! O kefeni hergün ama hergün binlerce kişiye giydirmeye devam ediyor savaş. Tuu yüzüne!
Ah be! Böyle de olmaz be!
“Yoketmenin şereflicesi mi olurmuş!”
“Olur”a vardıysan seni delilik bile kurtaramaz a kadın!
Değerli olduğunu, ama çok değerli olduğunu haykırıyorsan uçurumun kenarından,
Değerliydiiiim! Değerliyiiiiim! Değerli olacağıııım!
Yankının başka türlü döndüğünü işitmiyorsan,
Yoktuuun! Yoksuuun! Yok olacaksııın!
ısrarla, ama ısrarla direniyorsan ses tellerini yırtmaya,
Vardıııım! Varıııım! Var olacağıııım!
tuu ve de puu yüzüne be! Seni delilik bile…
Seni dilsizlik bile….
KURTARAMAZ!
Ne de olsa safrasın sen!
- Zırvalayacağımı daha baştan söyledim DENİZ! Bana öyle anlamsız anlamsız bakma!
Safranın nasıl iyi bir şey olduğunu tekrar anlattırma bana! Çok istiyorsan bedenine yazdıklarımı bir daha oku.
Akıp gitmiş mi ?
Aaaa !
.......................... Emine Başa Mart 2008 (*) Musa AKAR/Modernite ve Göç.
|